10 Ağu 2020

Korona Virüsün Türkiye’ye Faturası Ne Olacak?

Korona Virüsün Türkiye’ye Faturası Ne Olacak?

Çin’in Wuhan kentinde sadece 3 ay gibi rekor bir sürede tüm dünyaya yayılan Corona virüsü hayatı kalıcı şekilde değiştiriyor. Ülkemizi Şubat’ta etkilemeye başlayan virüs bir ayda hepimizi altüst etti. Bildiğimiz ve bilmediğimiz bir çok şeyi yeniden hatırladık.

Eve girerken ayakkabı çıkarmak, evde kolonya ile karşılanmak meğer has geleneğimizmiş. Evde 2 hatta 3 jenerasyon birlikte yaşarken, birden, yaşlılar, toplumda riskli ve adeta yük haline geldiler. Gençler ölümsüzlük zırhı ile yaşlılara 1900’lerde cüzzamlılara yapılan muameleyi gösterdiler. Evde çocuklarıyla 24 saat yaşamak zorunda kalan modern ebeveynler, “ebevyn olmayı” öğrenmek zorunda kaldılar. Çocuklarını tanımak için corona virüsü fırsat verdiyse de neyse ki ,tablet ve akıllı telefonlar imdada yetişti.

Eğitimin dershane ve okul olmadığı anlaşıldı. Türkiye bir günde apar topar online eğitime geçebildi. Demek ki defalarca denendiği halde bir türlü yapılamayan uzaktan öğretimdeki engel kafalarmış. Salgının ilk haftası Türkiye’de online eğitime geçen bazı üniversiteleri YÖK sert şekilde uyarıp durdurmuştu. Oysa bir gün sonra Ankara’dan gelen emirle sistem online düzene geçiverdi. Bu yıl da öyle devam edecek. Artık üniversiteler kendi aralarında online eğitimin en iyi pratiklerini paylaşıyorlar. Merkeziyetçi kontrol yapıları iflas etti. Güven, sorumluluk, liyakat ve şeffaflık üzerine kurulu adem-i merkeziyetçi (decentralized) yapı virüs kadar hızlı adapte olabileceğini gösterdi.
İnanç başkentlerindeki görüntüler, Mekke’nin, Vatikan’ın bomboş görüntüleri, Cuma’ların, kandil namazlarının iptal edilmesi toplumda din ve inanç sistemini de etkiledi. Papa insanları dua etmeye çağırdı, ülkemizde her akşam namazdan sonra camiden dualar okundu. İnananlar bu süreçte aracı olmadan Allah’a daha da yakınlaştı. Ancak bundan sonra Bilim ve Din arasındaki ince çizgiyi yeniden konuşacağız. Bu arada ne çok bilim uzmanı ve ne çok din uzmanı varmış memlekette !

Salgın ile mücadelede sağlık sisteminin güçlü ve erişilebilir olması hayat kurtardı. Sağlık çalışanlarının özverisi de bu mücadelenin gücünü arttırdı ancak sağlık çalışanlarının psikolojisi ciddi yük altında. “Virüs yükü “nedeniyle bir çok sağlık çalışanı evinden ailesinden uzakta yaşıyor, bu süreci ağır geçiriyorlar. Bundan sonraki süreçte onların rehabilitasyonu önemli. Ayrıca virüs nedeniyle toplumda önemli bir aktör haline gelen Sağlık Bakanı’nı dinlerken motive olan gençlerde, bu süreçte yaşanan zorluklar nedeniyle doktor, hemşire, bakıcı olma isteğinde bir azalış görülebilir. Bu yüzden sağlık meslek yüksek okullarına ayrı bir özen gösterilmelidir.

İş hayatına gelince, Corona toplumdaki kast sistemine adeta yeni bir boyut getirdi. Corona karantinasına beyaz yaka karantinası da diyebiliriz. Salgının ilk gününden itibaren Bodrum, Çeşme, Ayvalık’a akın edenler bile oldu. Esnek çalışma ve evden çalışma olanakları ile şanslılar işe gitmek zorunda kalmadılar. Küçük esnaf hayatta kalmak için dükkanını açtı, mavi yaka ise fabrikasına gidip maske ve tulumunu giyerek hayata devam etti. Çalışanlarını turnikelerle kontrol eden patronlar kamu sağlığı riskleri nedeniyle kısmi evden çalışmaya evet dedi. Son dönemin ihale zenginleri salgınla mücadelede sınıfta kaldılar. Çoğu zaman güçlerini toplantılar ve açıklamaların ötesine taşıyamayan STK’lar da web sitelerinde “virüs ile savaşta devletimizin yanındayız” açıklaması ile yetindiler. En azından virüsü Baskılama ve kontrol altına alma dönemi bittiğinde ve yeniden inşa döneminde STK’ların daha aktif bir rol alması gerekiyor.

Sağlık krizi sonrası ekonomi durma noktasına geldi. Ciddi bir yavaşlama ile karşı karşıyayız. Çağrılara rağmen sokağa çıkma yasağı kararının alınamamasının nedeni de bu. Tamamen durmamak. Çarklar bir şekilde işlemeye devam etmek zorunda. Hatırlayacaksınız virüs ortaya çıkmadan önce de ciddi reel kesim borç sorunumuz vardı. 2019’da kamunun piyasaya desteği olmasaydı küçülmeyle karşı karşıya kalacaktık. 2020’de borç ödemek için ya fazla borçlanılması, ya vergilerin arttırılması ( kısmi olarak vergi düzenlemesine gidilmişti) ya da harcamaların kısılması gerekiyordu. Virüsle birlikte 2020 koşulları zorlaştı tüm bu adımlar terse döndü. Yani, borçluluk sorunumuz üst seviyeye çıkmış olacak. Diğer yandan kamu da hem virüsle mücadele aşamasında hem de ekonomiyi yeniden yapılandırma noktasında şimdi daha çok harcamak zorunda.

Üretime zorunlu olarak ara veren şirketlerin yeniden üretime döndürülmesi çok önemli ama bu kısa vadede çok mümkün görünmüyor. Dış pazarda koşullar maalesef kötü. ABD ekonomisi resesyonun eşiğinde. Önemli ihracat pazarımız Avrupa’da da gelen veriler resesyon endişelerini haklı çıkarıyor. Son açıklanan Avrupa PMI verileri özellikle hizmet sektöründe ciddi bir daralmayı gösteriyor. İtalya, Fransa, İspanya bir tarafa bütçesi ve sanayisi güçlü Almanya’da bile her 5 şirketten biri iflas ile karşıya. Bizim gibi dışa bağımlı bir ülke için de bu oran her iki şirketten biri. Dünya resesyona giderken Türkiye’nin de bu durgunluktan nasibini almaması mümkün değil.

Türkiye’nin en büyük ihracat noktasında hayat durdu ülkeler içine kapandı. Kara deniz ve hava yoluyla insan ulaşımı büyük oranda sona erdi. Bu durum, havayolu ve lojistik sektörleri açısından büyük zararlara yol açacak. ABD’de olduğu gibi bu sektörlerin ciddi desteklenmesi gerekecek. Türkiye için ihracat kaleminde büyük umut olan 45 milyarlık turizm sezonu da 2020’de başlamadan bitti. Salgın en iyi ihtimalle Haziran ortasına kadar kontrol altına alınsa bile Turizm sektörünün ciddi bir yara aldığı aşikar. Kısacası desteklenecek sektörler listesi oldukça uzun. Bütçe bu kadar yükü nasıl kaldıracak. bir de bu sürecin doğal bir sonucu “işsizlik” sorunu var. Kısa dönem çalışma ödeneği ile istihdam 3 ay nefes alsa da, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de rekor işsizlik seviyeleri bizi bekliyor. ABD de haftalık işsizlik başvuruları haftalık 200 binden 3.3 milyona geldi. 50 yılın rekor istihdamı yaratan dünyanın bir numaralı ekonomisindeki hasar şimdilik bu ise; %13.7 olan genel işsizliğimizin ve %25 olan genç işsizliğimizin en az iki katına çıkması kuvvetle muhtemel.

Bu durumda rekor işsizliğin yaratacağı sosyal buhran, erken yada baskın seçim kapısını açabilir. Virüs krizi, son dönemde her şeyi özelleştirilen ülkemizde sağlık başta olmak üzere, aşı ilaç gibi sektörlerde yerli ve milli sermayesi güçlü yönetimi güçlü müesseselerin ne kadar stratejik olduğunu gösterdi. Vatanı savunmanın sadece çok gerekli olan top tüfek, tank, IHA ve SIHA’lar değil aynı zamanda biyologlar, laboratuvarlar, medikal cihazlar, aşıların, ilaçların Ar-Ge ve üretimiyle mümkün olabileceğini daha iyi anlamış olmalıyız. Belli bir sayıyı yakaladık ama içi dolu olan AR-GE merkezlerimize ihtiyacımız var.
Diğer yandan salgın ile gelişmekte olan piyasalardan virüs krizi başladığından beri 83 milyar dolarlık fon çıkışı oldu. Türkiye nin risk primi 500’ün üzerini de gördü. Sadece geçen hafta Merkez Bankası 3.5 milyar dolar sattı. Dolar/TL kuru 6.50 yi geçti. Yıl sonu Dolar/TL tahmini ortalama 6.55. Bu tabloyu gören sıcak paranın istikameti Türkiye olur mu?Ne yazık ki; dünyadaki zorunlu parasal genişlemenin yarattığı sıcak paranın da ülkemize bir hayrı olamayacak. Gelişmiş ülkelerin de en az bizim kadar bu paraya ihtiyacı var.

Sonuç olarak; ekonomisinde kronik hastalığı olan bünyesi zayıf ülkemiz bu krizi IMF antibiyotiği olmadan aşabilir mi? Sadece para basarak iç borçlanma ile bu krizi aşabilmesi daha da büyük sorunları ertelemekten başka işe yarayamayacaktır. IMF’ye bu hafta itibariyle İran ve Venezüella dahil 80 ülke mali yardım için başvurdu. Yani başvursak bile sıra uzun.