10 Ağu 2020

Türkiye’nin Tehlikeli Yalnızlığı

Türkiye’nin Tehlikeli Yalnızlığı

Türkiye’nin Tehlikeli Yalnızlığı

Önceki gece Suriye İdlib’te taburumuza yapılan hava saldırısı sonucunda en az 33 şehit verdik. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz. Resmi açıklamalar “Esad rejimini” işaret etsede, Rusya hava sahasını rejim güçleri dışında kullanıma kapatarak bu hain saldırıya açıkça ortak olmuştur.

Bundan Sonra Ne Olacak?

Rusya ile İlişkiler — Putin 2017’den bu yana kendi rejimi için adeta var olma tehdidi olarak gördüğü İdlib’teki yabancı terörist savaşçıların temizlenmesinin Ankara’nın sorumluluğunda olduğunu defalarca dile getirdi. Ankara bir adım atmayınca da Esad’ı sahaya sürerek temizliğe başladı. Ankara’nın Astana ve Soçi süreçlerinde “ortağı” olarak gördüğü Moskova ise dün geceki hain saldırı ile ve 5 Mart’taki zirveye Putin’in katılmayacağını açıklayarak siyasi ve diplomatik diyaloğa karşı kapıyı yüzümüze kapatmış oldu.

Rusya Ankara ile son dönemde sadece Suriye İdlib’te değil, Libya ve Doğu Akdeniz’de de karşı karşıya gelme yolundaydı. Rusya’nın sinsi hesabı Batı ittifakından ayırmaya çalıştığı Türkiye’nin yalnız kalıp, köşeye sıkışmasını fırsat bilerek karşı koyma gücünü test etmek olacaktır. Kanımca Rusya İdlib’te ABD müdahale etmedikçe asla geri adım atmayacaktır.
Uzun süredir Türkiye’yi yanına çekmek için Ankara ile ilişkilere özenle ve sabırla yatırım yapan Rusya S400’ler, Türk Akımı projeleri, nükleer santral, vizesiz seyahat gibi kazanımları ne olmuştur da bu kadar kolay heba edebilmiştir?

ABD ve Donald Trump ile İlişkiler — Türkiye NATO ve ABD’nin desteğini arkasına almadan Rusya ile direkt karşılaşmaktan kaçınmalıdır. ABD ve NATO’dan ise “NATO müttefiki Türkiye’nin yanındayız” dan öteye bir destek gelmesi şu anda olası gözükmüyor. NATO ve Washington’dan şu anan kadar gelen açıklamalar bunu teyit etmektedir. ABD’nin Birleşmiş Milletler büyükelçisi Hutchison yaptığı açıklamada “Umuyoruz Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye’nin geçmişte ve gelecekte müttefikinin kim olduğunu görür. Rusya’nın da ne olduğun ve neler yaptığını görür. Türkiye’nin S400’lerden vazgeçmesi talebimizi yineliyoruz” dedi.

Türkiye İdlib’te Rusya, Fırat’ın Doğusunda ise ABD’yi karşısına almış adeta iki emperyalist süper güç arasında yalnız kalmıştır. ABD ile ilişkilerde Ankara YPG desteği yüzünden yönünü — S400’ler satın almak dahil- Rusya’ya daha fazla çevirdi. ABD’nin YPG’ye verdiği desteği bertaraf etmek için ABD’nin askerini geri çekilmesini zorlayarak başlattığı Barış Pınarı harekatı Washington’da büyük bir infial yaratmış, ABD’nin adeta karizması çizilmiş sonucunda Ankara’yı Rusya ile Suriye’de yapayalnız bırakmıştır. ABD Savunma Bakanı Esper “Suriye’de yeninden sivil savaşa dahil olmamız olası gözükmüyor” diyerek çözüm için BM’i işaret etmesi ABD’nin Türkiye’yi Rusya’ya karşı olası bir çatışmada yalnız bırakacağını gösteriyor.

NATO’nun 5. maddesi Türkiye sınırları dışında gerçekleşen bu saldırı için geçerli değildir. ABD ve bölgedeki müttefikleri başta İsrail olmak üzere Türkiye’nin Suriye’de Rusya ve İran ile yürüttüğü dış politika ile İdlib’te köşeye sıkışmasını bir fırsat penceresi olarak görecektir. Bölgede ABD’nin en önemli müttefiki İsrail’de 2 Mart seçimleri anketlerinde önde giden Netanyahu dönemi devam ederse Türkiye İsrail ilişkilerinde normalleşme mümkün gözükmemektedir.
ABD eğer isterse Trump’ın sadık dostu, Cumhuriyetçi senatör Lindsey Graham’ın ağzından söylediği gibi “İdlib’te bir no-fly zone ilan ederek” Rusya’ya karşı Türkiye’ye çok önemli bir destek verebilir. Bölgede Rusya ve Esad’ın uçaklarının uçmasını rahatlıkla engelleyebilir. ABD bölgedeki uyduları, uçak gemileri ile Esad’a karşı füze saldırıları ve Rusya’ya karşı hava savunma desteği verebilir. Ancak başkanlık seçim yılında Trump yönetiminin kendi askerleri veya İsrail tehdit edilmedikçe Suriye veya bölgede hiçbir çatışmaya dahil olmayacaktır.

Ocak başında bizzat Washington’da farklı paydaşlarla yoğun ve kapsamlı istişarelerimiz sonucunda bizzat edindiğimiz izlenim ise şudur: İkili ilişkilerin geldiği karşılıklı güvensizlik ve bıkkınlık noktasında Washington’un, Türkiye’nin bölgede ABD çıkarları ile çatışan Rusya ve İran odaklı dış politikaları nedeniyle Ankara’ya beklediğini vermesi mümkün gözükmüyor. Esper ve Hutchison’dan gelen ilk açıklamalar da bunu teyit ediyor.

Avrupa Birliği ile İlişkiler — yine mülteci sorununa endeksli olarak devam edecek gibi gözüküyor. Ankara’nın mültecilere kapıları açtığı açıklaması AB ile ilişkileri kısa dönemde daha da gerecektir. AB Ankara ile yaptığı mülteci anlaşmasına sadık kalmamış, Türkiye’yi dört milyon Suriyeli ile adeta kaderine terk etmiştir. İmkanları sınırlı Türkiye $50 milyardan fazla para harcamış, AB ise söz verdiği 6 milyar avronun sadece 1/3’ünü yollamıştır. İdlib krizi ile sınırına dayanan 2 milyon Suriyeliyi Türkiye’nin ilave maddi ve toplumsal yükünü kabul etmesi mümkün gözükmüyor. Ayrıca AB’nin imzaladığı anlaşmaya bağlı kalmaması kabul edilemez. Almanya’dan ilk açıklamalar 6 milyar avroluk yardımın ivedilikle teslim edilmesi yönünde geldi. Ancak Avrupa’nında sınırların açılmasına karşı Türkiye ile sınırını herkese kapatan Yunanistan’ın yaptığı açıklamalar sonrası AB’nin Ankara’ya uygulayabileceği ekonomik ve siyasi yaptırımlar olabileceğini unutmayalım.
AB içinde Merkel’in emekli olduğu, İngiltere’nin ayrılması ile siyasi liderlik boşluğunu fırsat bilen Macron’un da son dönemde Ankara ile Libya ve Afrika’dan Doğu Akdeniz’de Yunanistan ve G. Kıbrıs’a destek verme noktasında Ankara ile sürtüşme ve stratejik çıkar çatışması yaşadığını hatırlatalım.

Türkiye’nin Önündeki Seçenekler Nelerdir?

Türkiye Rusya ile direkt bir çatışmadan kaçınmalıdır. Dün orta menzilli füzeler taşıyan iki Rus firkateyn Montrö anlaşmasına rağmen İstanbul boğazından geçerek Suriye açıklarına doğru hareket edebilmiştir. İdlib’te verilen 33 şehit Türkiye dış politikası için tarihi bir dönüm noktasıdır. Unutulmamalıdır ki Putin Suriye İdlib’te ABD ve İsrail müdahil olmadıkça kesinlikle geri adım atmayacaktır.

Türk dış politikası bir an önce “fabrika ayarlarına” geri dönmelidir. Ortak çıkarlar doğrultusunda ve Türkiye’nin “hard ve soft power” kapasitesi ve ekonomik realitesinin farkında olarak, bölgede Rusya, ABD, İsrail başta olmak üzere tüm ilişkiler yeniden gözden geçirilmelidir.

İdlib krizi, mülteci göçü ve Rusya ve Esad’ın Suriye de işledikleri savaş suçları ABD, AB ve NATO ile koalisyon halinde hareket ederek tüm uluslarası platformlarda bir dünya meselesi haline getirilmelidir. Askeri olarak ABD ve NATO, ekonomik ve siyasi olarak AB’yi yanına alacak Türkiye’ye Rusya’nın meydan okuyabilmesi mümkün gözükmemektedir.
Churchill’in dediği gibi müttefik olmak zordur, ama yalnızlık daha da zordur.